Faaliyetler

http://www.turkiyeekonomizirvesi.org/

ŞANLIURFA EKONOMİ ZİRVESİ

Öncelikle beni 22 - 24 Aralık 2017 ' de Şanlıurfa’da gerçekleştirilen Türkiye Ekonomi Zirvesine davet eden ve bu son derece güzel organizasyonun ev sahipliğini yapan Ticaret ve Ekonomi Kulübü başkan ve yetkilileri ile emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.

Türkiye Ekonomi Zirvesi' nin ilkinin gerçekleştirildiği ve geleneksel olarak her yıl Şanlıurfa' da düzenlenmesi planlanan bu üç günlük zirvede, gözlemleyebildiğim kadarıyla, başta önemli medya kuruluş temsilcileri olmak üzere her biri kendi alanında uzman çok sayıda değerli kişi ve akademisyenler  ile onüç yabancı ülke kuruluş temsilci ve uzmanları katılmışlardır.

Yabancı ülke kuruluş  temsilcilerinin  toplantıya bu kadar yoğun ilgi göstermeleri aslında Şanlıurfa ekonomi zirvesinin uluslararası bir toplantı haline dönüştüğünü de ortaya koymuştur.

Üç gün süren bu toplantılarda;  küresel, bölgesel ve yerel ekonomi ile finansal piyasalarda son gelişmeler tartışılmış ve konu ile ilgili uzmanların görüş ve değerlendirmeleri büyük bir ilgi  ve dikkat ile izlenmiştir.

Benim konuşmacı olarak katıldığım oturumda; küresel ekonomi ve finansal piyasalardaki gelişmelerin hem öncesini, hem  sonrasını ve günümüz gelişmelerini anlatarak bunların Türkiye ekonomisi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini değerlendirdim ve ileriye yönelik alınması gereken tedbirler konusunda görüşlerimi belirttim. Ayrıca Şanlıurfa ilimiz başta olmak üzere bölge illerimiz için bir kalkınma projesi önerisinde de bulundum.

Bu çerçevede özetle ;

‘’1944 Bretton Wood’s sistemi ile ABD Dolarının  Dünya para sisteminin merkezine oturması sonrasındaDünya ekonomisi ve piyasaların küreselleşme sürecinin aslında 1970 – 1980 ’li yıllarda çalışmaları başlatılan Washington Uzlaşısı ile başladığı söylenebilir.

Washington Uzlaşısı ile IMF, Dünya Bankası ve Amerikan Hazinesi; ABD’nin merkezinde olacağı küresel bir serbest piyasa düzeni öngördüler. ABD (ve Batı) etrafında bütün dünya, halka halka, iç içe geçirilecekti. Bu, Batı merkezli bir piyasa imparatorluğu olacaktı. Buna göre;

            -Ticaret politikası dışa açık ve serbest olmalıydı (Malların serbest dolaşımı ile eski teknoloji ürünlerin gelişmekte olan ülkelere satışı)

            -Sermaye akışkan olmalı, dünyada iktisadi sınırlar kalkmalıydı (Sermayenin serbest dolaşımı ile az gelişmiş ülkelerin bu malları alacak paralarının olmaması nedeniylebu ülkelerin borçlanma imkanlarının genişletilmesi),

            -Döviz kurlarına müdahale edilmemeliydi  (Serbest piyasa tüm sorunları çözer )

Mal ve hizmet ile sermayenin serbest dolaşımı bu şekilde sağlanmasına rağmen  işgücünün serbest dolaşımı özellikle sınırlandırıldı ve  izin verilmedi.

Anglo-Amerikan ekibi olarak M. Thatcher ve R. Reagan ikilisi kendi ülkelerinde düğmeye bastılar. Thatcher, sosyal devlet özelliği taşıyan İngiltere’de “her şeyi inanılmaz biçimde özelleştirdi”. 

Batı dışındaki ilk uygulaması 24 Ocak 1980 kararları ile Türkiye’de yapıldı. Daha sonra Güney Amerika ülkelerine dayatılarak yayıldı.

1971 Bretton Wood’s sisteminin çökmesi , 1974 petrol krizi , 1980 sonrası parasalcı yaklaşım, dışa açılma ve küreselleşme eğilimi ,  ekonomik kalkınma üzerindeki çalışmaların geri planda kalmasına neden oldu. Finans sektörü ve finansal piyasalar ön plana yükseldi.

2008’de başlayan büyük Amerikan krizi, 1978’de ilan edilen Washington Uzlaşısı’nın sonu oldu. Washington Uzlaşısı’ Otuz Yıl Sonra Çöktü.Çöken neydi? Çöken aslında serbest piyasa düzeni idi.

Artık Batı bundan sonra hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağını görüp yeni bir yapılanma arayışına girdi. Bu çerçevede; liberal ekonomi anlayışındaki, “devleti (kamuyu) bir kenara iten ve piyasayı (özeli) tek seçici olarak öngören” yapı değişmeye başladı. Devletin (kamu), sadece dolaylı olarak değil, doğrudan doğruya ekonominin içinde olacağı, hem sahibi hem de yöneticisi olarak bulunacağı, karma bir düzen kurulması düşüncesi ön plana çıkmaya başladı.

Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunu , küreselleşme sürecinde tamamıyla sıcak paranın , spekülatif sermaye hareketlerinin  getirdiği suni refah nedeniyle unutulmuştur. Dahası, spekülatif sermaye  gelişmekte olan ülkelerin   siyasetini de yönlendirmiştir.

Sadece para ve özellikle faiz politikaları bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde durgunluktan çıkışı sağlaması mümkün değildir. Ekonomi politikasının  maliye ve para politikasından oluştuğu ve birlikte ahenk içinde uygulanması gerektiği hususu unutulmamalıdır.

Küresel piyasalarda günümüze gelecek olursak;

2008 Küresel Kriz, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere tüm ekonomileri doğrudan ya da dolaylı olarak olumsuz yönde etkilemiştir.En az etkilenen ülke Türkiye olmuştur (Finans kesiminde krize neden olan gelişmiş finansal ürünlerin olmayışı,  2001 krizinde bankacılık kesiminde yapılan reform ve getirilen ekonomi politikalarının uygulanmasına devam edilmesi vb nedenlerle).

Krizden çıkış ile ilgili olarak alınan önlemlerin başında parasal genişleme ve düşük faiz politika uygulamalarına öncelik verilmiştir. Parasal bollaşma ve düşük faiz politikası bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından olumlu olmuştur.

Sermayenin serbest dolaşımı çerçevesinde düşük faizli bol para ülke içinde kalmayıp başta faiz olmak üzere daha yüksek getiri sağlayan gelişmekte olan ülkelere gitmiştir.Küresel krizden bu kadar uzun süre çıkılamamasının sebeplerinden en önemlisi de budur.

Şimdi ise gelişmiş ekonomilerdeki ekonomik büyüme ve işsizlik alanlarındaki yavaş da olsa iyileşmelere paralel olarak 2008 Krizi sonrasında piyasalara verilen bol para ve düşük faiz uygulamaları döneminden kademeli olarak geri adımların atıldığı bir döneme girmiş bulunmaktayız.

Bu çerçevede, başta ABD Merkez Bankası (FED) olmak üzere AB Merkez Bankası (ECB) ve diğer gelişmiş ülke merkez bankaları; piyasalara verilen paraları miktar olarak azaltmaya ( Örn. ABD FED bilançosu 2008’ de 900 milyar dolar iken 4.5 trilyon dolara kadar artmıştır) ve Faizleri artırmaya başlamışlardır.

2013 yılı ortalarından itibaren seslendirilmeye başlanan bu önlemler, son bir – bir buçuk yıl içinde özellikle ABD FED tarafından ciddi bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır.Bundan da olumsuz yönde en fazla etkilenen ülkeler daha önce parasal bollaşmanın rahatlığını yaşayan gelişmekte olan ülkeler olmuştur.Parasal bollaşmanın ve düşük faiz döneminin geçici olduğunu gören ve zamanında gerekli tedbirleri alan ülkeler bu tür olumsuzluklardan en az etkilenecek ülkeler olacaktır (Örn. Hindistan, Çin). Türkiye ise maalesef bu dönemi çok iyi değerlendirememiş ve üretimin ithalata, finasmanın da dışa bağımlı yapısı düzeltilememiştir.’’

Bu değerlendirmelerin ardından, başta Şanlıurfa ili olmak üzere  Suriye,Irak ve İran’a sınırı olan  illerimizde ‘’Sınır Bölgesi  Üretim ve Ticaret Serbest Alanı’’ kurulması gerektiği üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede;

‘’Valilikler, ticaret ve sanayi odaları ve sivil toplum örgütlerinin de işin içinde olacakları bir anonim şirket tarafından yönetilecek ’Sınır Bölgesi  Üretim ve Ticaret Serbest Alanı’’nda;

-Üretim  ve toptan / perakende satış  yapılacak ,

-Yerleşikler dışındakilere satışlar için  gümrüksüz alan olacak ,

-Yalnızca yerli firmalar  faaliyet gösterecek,

-Üretimde aramalı ve hammadde  olarak yerli girdi kullanacak, içerden sağlanan aramalı ve hammaddeden KDV alınmayacak,

-Zararlı sayılan mallar dışında mal sınırlaması olmayacak,

-Bu alanlara, serbest bölgelere tanınan mali ve idari  teşvikler uygulanacak,

bir yapının kurulmasında yarar vardır.’’

Konularına değindim.

Yıllar önce GAP Projesi sürecinde geldiğim Şanlıurfa ilimizin daha da büyüdüğünü ve geliştiğini görmek beni son derece mutlu etmiştir.Bölgenin tarihi zenginliklerinin ve özellikle Şanlıurfa Müzesinin mutlaka ziyaret edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, her zaman var olan geleneksel misafirperverlikleri nedeniyle Ekonomi Kulübü Güneydoğu Anadolu Bölge Başkanı Mehmet Ulutaş’a ve ekibine tekrar çok teşekkür ediyorum.

Prof. Dr. Doğan Cansızlar

(E) Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı

Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi

 



Sayfa Kategorisi: BİLGİ MERKEZİ
 

Adres: 1431.Sokak No:22/2 Çukurambar/Çankaya/Ankara

Telefon: 0312 217 4643 info@tekder.org